Özgürlük Anlayışı Ne Demek?
Özgürlük. Herkesin peşinden koştuğu, bazen de kaybettiğini düşündüğü ama bir şekilde hep kafamızda şekil bulmaya çalışan bir kavram. Benim gibi, İzmir’de yaşıyor, arkadaş ortamında sürekli espri yapan ama içten içe her şeyi fazla düşünen biri için özgürlük anlayışı biraz karmaşık bir mesele. Çünkü bazen sokakta bir kafede otururken, kahvemi yudumlarken, “Özgürlük ne demek?” sorusu kafamda beliriyor ve başlıyorum derin düşüncelere… Ama tabii ki derin düşünceler hep kısa süreli oluyor, çünkü o sırada biri “Abi, dondurma yiyelim mi?” diye soruyor ve özgürlük arayışım bir anda dondurma talebine dönüşüyor. Hadi gelin, bunu biraz daha ciddiye alalım ve özgürlük anlayışını komik ve düşündürücü bir şekilde masaya yatırmaya çalışalım.
Özgürlük Anlayışı: Dondurma Yiyebilmekten Dünya Kurtarmaya
Özgürlük deyince, çoğumuzun aklına ne geliyor? Belki herkes gibi ben de önce “istediğini yapabilmek” gibi bir tanım getiriyorum. Mesela dondurma almak. Dondurmayı kim sevmez? Yazın sıcağında, deniz kenarında dondurma almanın özgürlüğü… Ama bir yandan da şöyle düşünüyorum: Eğer dondurma alırken, parayı veren karı-koca sürekli birbirine giriyorsa, bu tam anlamıyla özgürlük mü? Birinin “Ben çikolatalı alacağım!” demesi, diğerinin “Hayır, ben fıstıklı alacağım!” demesi ve sonunda birlikte alınan karpuzlu dondurma… Bu kadar özgürlük arayışı içinde, karpuzlu dondurma seçeneği kesinlikle benim anlayışımın dışıdır. Ama bazen hayat, dondurmanın özgür bir seçim olduğu o anları da getiriyor, değil mi?
Arkadaşım: “Abi, ben şu an dondurma alırken, özgür olduğumu hissediyorum.”
Ben: “Bence özgürlük, dondurmayı seçme aşamasında değil, bir karpuzlu dondurmayı kabul edebilecek kadar içsel olarak özgür olabilmekte.”
İşte, böyle anlarda gerçekten neyin özgürlük olduğunu sorgulamak zorlaşıyor. Çünkü dondurma yediğinde özgür olduğunu hissedebilirsin, ama bu özgürlüğün evrensel bir tanımı olduğunu söylemek çok da kolay değil.
Toplumsal Özgürlük: Trafikte Takılmadan Gidilebilen Bir Yer Var mı?
Gündelik hayatta, özgürlük anlayışımız bazen trafo hatlarına bağlı olabiliyor. İzmir’de yaşıyorum, bu da demek oluyor ki, her gün trafikte kayboluyorum. 10 dakikalık bir yolu 45 dakikada almak, özgürlüğü kısıtlayan en büyük şeylerden biri gibi geliyor. İyi de, bu trafikte kaybolmak, gerçekten özgürlüğün yok olması mı?
Geçen gün bir arkadaşım, “Ya, hayatımda hiç trafikte sıkışmadığım bir an olmadı, adeta özgürlüğüm kısıtlanıyor,” dedi. Ben de şunu söyledim: “Evet, trafikte sıkışmak özgürlükten alıkoyuyor ama bir yandan da bunu kimin yaptığına bak, senin özgürlüğünü kısıtlayan kişi aslında, bana göre trafik lambası! Hani belki biraz daha farklı bir anlamda ‘Özgürlük anlayışı’ olmalı, kim bilir.”
İçsel Özgürlük: Çalışırken Mesajlaşmak, Tatile Gitmeden Düşünmek
Bir de işin şu yönü var. Özgürlük sadece dışarıda, somut dünyada değil, bazen zihnimizde de bir kavram. Bir işyerinde çalışıyorsanız, özgürlüğü en çok düşündüğünüz an, “Yarın tatildeyim” dediğiniz andır. O an, ofiste otururken bile beyniniz tatile gitmiştir. Gözleriniz ekranda olsa da, düşünceleriniz deniz kenarında olmuştur. Bir arkadaşım, “İşte ben özgürlüğümü o anda yaşıyorum,” demişti. Gerçekten de, işin içine zihinsel özgürlük girince, fiziksel özgürlük çoğu zaman anlamsızlaşıyor.
Ama tabii, iş yerinde her şeyin “işten” yapılması gerektiğini unutmayalım. O yüzden, bu “içsel özgürlük” durumunu biraz daha karmaşıklaştıran bir gerçek var: Çalışırken telefonunuzu elinizde tutmak ve mesajlaşmak, aslında tam bir özgürlük değil. Bunu bir türlü kabul edemiyorum. Gerçekten, özgür olsam mesela, çayı karıştırırken mesaj yazmazdım. Çayımı karıştırıp düşüncelere dalardım. Ama bu sistemde, tatili, çayı ve mesajları bir arada yaşamak zorundayız.
Özgürlük Anlayışı ve Sosyal Adalet: Gerçekten Herkes İçin mi?
Bir de özgürlük anlayışını, sosyal adalet perspektifinden ele alalım. Özgürlük, bazılarımız için gerçekten bir ayrıcalıkken, bazılarımız için hala ulaşılması güç bir kavram. Geçenlerde toplu taşımada, metroda yaşadığım bir olayı hatırlıyorum. Bir kadın, yaşlı bir adamın cebinden parmaklarını çıkararak, telefonunu çalmaya çalışıyordu. Herkes ne olduğunu fark etti ve kadına bakakaldı. Hani bir bakıma o kadın, özgürlük için hırsızlık yapıyordu ama özgürlük, başkasının özgürlüğünü kısıtlamakla mı olur? İşte, bazen gerçek özgürlük anlayışı ne kadar hak edilmeli ya da elde edilmelidir sorusu devreye giriyor.
Sonuç: Özgürlük, Kendi Yöntemini Bulmak
Özgürlük anlayışı, basitçe “istediğini yapabilmek” gibi tanımlanabilir, ama işin içinde çok daha fazlası var. Trafikte kaybolmak, dondurma almak, tatilde olmak ya da zihinsel olarak bir yere gitmek… Hepsi kendi içinde farklı bir özgürlük anlayışını yaratıyor. Ancak, asıl soru şu: Gerçekten özgür müyüz? Yoksa, sistemin ve toplumsal normların bizleri nasıl şekillendirdiğini fark etmeden yaşadığımız bir illüzyon mu? Özgürlük, belki de tam bu noktada devreye giriyor: Kendi özgürlüğünü bulmak, dışarıdan gelen baskılarla değil, kendi iç sesinle.
Evet, hayat kısa ve bazen komik. Belki de hayatın tam anlamıyla özgür olduğunu düşündüğün an, bir dondurma yediğin andır. O yüzden, şimdi özgürce dondurmaya gidiyorum, başka bir şey düşünmek için.