Problemin Tanımı Nedir? Bir Çıkmaz Sokak mı, Yoksa Başlangıç Noktası mı?
Problemin Tanımı: Neden Bu Kadar Ciddi Bir Konu?
Her birimizin hayatında, zihnimizde dönüp duran, bir türlü çözülemeyen bir “problem” vardır. Ama gerçekten de hepimiz problemin tanımını yapabiliyor muyuz? Yoksa sadece anlamaya çalışırken kendimizi mi kaybediyoruz? İzin verin, size bir sır vereyim: Bu “problemi tanımlamak”, aslında çoğu zaman problemi çözmekten çok daha zor.
Problemin tanımı her zaman tartışmalı bir konu olmuştur. Çünkü kelime ya da kavramlar, içinde bulundukları bağlama göre farklı anlamlar taşır. Birçok insan için, bir şeyin “problem” olup olmadığını belirlemek için, sorunun ne olduğunu tam olarak anlamaları gerekir. Ama ya bir problem, aslında bir fırsat ya da yenilik olabilir mi? Ya da tam tersi, “problem” dediğimiz şey sadece bir sıkıntıdan ibaretse ve biz her şeyi çok büyütüyorsak?
Tartışmaya şuradan başlamak gerek: Bize her gün öne sürülen “problemler”, aslında genellikle bizim kendimizi iyi hissetmemizi engelleyen veya bizi sistemin bir parçası olarak tutmaya çalışan yapılar mı? Yoksa gerçekten de toplumun ilerlemesi adına çözülmesi gereken önemli meseleler mi? İşte bu, soru sorulmaya değer bir konu.
Problemin Tanımını Yapmanın Gücü ve Zayıflığı
Güçlü Yanlar:
Problemin tanımını yapmak, bir bakıma dünyaya olan bakış açınızı da şekillendirir. Dünyada neyin gerçekten önemli olduğunu ve neyin yalnızca ego tatmininden ibaret olduğunu ayırt edebilmek, bazen hayatımızın dönüm noktalarına yol açar. Mesela, biri size şöyle diyebilir: “Bunu çözmek için bir çözüm geliştirmemiz lazım.” Ve bir anda, “Bu, evet, gerçekten bir problem” diyebilirsiniz. Ama gerçekte o an, yaşadığınız sorunun yalnızca düşündüğünüzden daha basit olduğunu fark edebilirsiniz.
Problemi doğru tanımlamak, sorunun üzerine bir ışık tutmak gibidir. Bu, başta zorlayıcı ve karmaşık görünse de, doğru çözüm yollarına giden ilk adımdır. Sözgelimi, iş yerinde yıllardır süren bir çatışmanın nedenini “iletişimsizlik” olarak tanımlarsanız, o zaman bu soruna çözüm bulmak için ne yapmanız gerektiğini çok net bir şekilde görürsünüz. Sorun netleşir, çözüm ise bir adım daha yakındır. İşte burada problemin tanımını yapmak gerçekten güçlü bir adım olabilir.
Zayıf Yanlar:
Ama işte bu noktada biraz durmamız gerek. Problemi tanımlamak, bazen içinden çıkılmaz bir çukur haline gelebilir. Çoğu zaman, o kadar fazla problem varmış gibi hissettirir ki, nereye odaklanacağınızı bilemezsiniz. Ve en kötüsü, bazen sorunun “tanımını” yapmak, sorunu çözmek yerine sadece daha karmaşık hale getirir.
Örneğin, 21. yüzyılda, sosyal medya üzerinde geçirdiğimiz zaman, aslında büyük bir “problem” olarak tanımlanabilir. Ama bir dakika! Kim bu kadar net tanımlayabilir? “Zaman kaybı” mı, “sosyalleşme aracı” mı, “bağımlılık” mı? Hangi birini seçmelisiniz? Aynı sorunun farklı kişiler tarafından farklı şekillerde tanımlanması, aslında çözümün önünde bir engel haline gelebilir. “Problem tanımı” ile ilgili bence en büyük sıkıntı bu. Bazen “problemi tanımlamak” sadece işleri daha karmaşık hale getirebilir.
Sosyal medyada sürekli tartıştığımız konularda olduğu gibi, insanlar bazen bir “problem”i öylesine tanımlarlar ki, asıl sorunu kaçırırlar. Ne demek istediğimi anlatmak gerekirse: Kendi hayatımızda çok büyük ve derin bir problem olduğunu düşündüğümüz her şeyi, bazen sadece üzerine fazla düşünerek daha büyük bir hale getirebiliyoruz.
Problemin Tanımını Yaparken Kendimizi Aşırı Ciddiye Almak
Burada asıl sormamız gereken soru şu: Problemin tanımını yaparken, gerçekten ne kadar ciddiye almalıyız? Hepimiz bazı konularda gerçekten fazla derin düşünüyor olabilir miyiz? İnsanlar, genellikle başkalarının “problem tanımları”na katıldığında, kendilerine fazla yük bindiriyorlar. Örneğin, ekonomik krizden, çevresel felaketlere kadar her şey büyük bir “problem” olarak tanımlanabilir. Evet, gerçekten de bunlar önemli konular. Ancak sürekli olarak bu büyük sorunlarla yüzleşmek, bizi iyice tüketiyor ve neyi çözebileceğimiz konusunda şüpheye düşürüyor.
Çoğu zaman, basit şeylerin üzerinde çok duruyoruz. Her an sosyal medya üzerinden birbirimize “Bu gerçekten büyük bir problem!” diye bağırıyoruz ama en basit günlük sorunlarımıza gelince, birçoğumuz sessiz kalıyoruz. Mesela, karşınızda biri “Problem nedir?” diye sorsa, ne cevap verirsiniz? İşyerinde pazartesi sendromu yaşayan birinin yaşadığı bir sıkıntıyı “büyük problem” olarak tanımlamak ne kadar doğru?
Birçok insan bu soruları sorarken, o kadar büyük şeylere takılıyor ki, aslında hayatın en basit sorunları bile onlara zor gelmeye başlıyor. Bu yüzden bazen “problem” dediğimiz şey, sadece neyin değerli olduğunu bilmemekle alakalıdır.
Sonuçta, problemi tanımlamak ne kadar önemli?
Ve işte sonuca geliyoruz: Problemin tanımını yapmak çok önemli, ama bu bazen içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Problemi tanımlamak sadece bir başlangıçtır, ama çözüm daha farklı bir mesele olabilir. Gelecekte, bu problemi tanımlama sürecinin aslında ne kadar büyük bir tuzak olduğunu göreceğiz. Sorunları sürekli olarak “tanımlayarak” bir yere varmamız zor. Ama belki de asıl soru şu: Her sorunun bir problemi var mı, yoksa bazen gerçekten hiç problem olmayan bir şey üzerine konuşuyor muyuz?
Benim önerim, hayatın bazı “problemlerini” biraz daha hafife almak olabilir. Yoksa her zaman en büyük soruları çözmeye çalışırken, gerçekten önemlileri kaçırabiliriz.